Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençlere Emaneti | Cumhuriyetimiz 98 Yaşında

Cumhuriyetin İlanından Önce Neler Yaşandı Kısaca Özetleyelim

Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup bir şekilde ayrılan Osmanlı İmparatorluğu, İtilaf Devletleri’nin insafına terk edilmiş durumdaydı. Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak isteyen Avrupalı devletler 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nı Osmanlı İmparatorluğu ile imzalamıştır. Bu ateşkes aslında Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getirecek bir antlaşmaydı. Çünkü bu antlaşmadan sonra hiçbir gerekçe gösterilmeden ülkenin her yeri bilfiil işgal edilmeye başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayanlar ilerleyen yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olacak olan Mustafa Kemal de bu Ateşkes antlaşmasına sert tepki göstermiştir.

İstanbul Hükümeti bu günlerde tamamen teslimiyetçi tavırlarla bu işgallere göz yumuyor ve karşılık vermiyordu. bu durum yüce Türk halkının canına tak etmiştir. İşgallere sessiz kalmayan halk, Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri kurarak İstanbul Hükümeti’ne protesto telgrafları çekmiştir. Halk durumun ciddiyetinin farkına varmalarını istiyordu.

Milli Mücadele’nin Başlaması ve Kongreler Dönemi

Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan gerginliği sakinleştirmek için bölgeye geniş yetkilerle bir müfettiş gönderilecekti. Yapılan toplantılar sonucunda Mustafa Kemal ismi ön plana çıkmış ve padişahın emri ile 9. Ordu müfettişi olarak Samsun’a gitmesi kararlaştırılmıştır. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal halkı sakinleştirmek yerine İstanbul Hükümeti’ne karşı cesaretlendirmiştir. Mustafa Kemal hemen Havza’ya giderek burada bir genelge yayınlamıştır. Genelgeye göre; işgallere karşı protestolar yapılacaktır. İstanbul Hükümeti ve İtilaf Devletleri’ne işgalleri kınayacak telgraflar çekilecektir. Ve milli cemiyetlerin faaliyetleri sağlanacaktır.

Bu genelge sonrasında Mustafa Kemal’in derhal İstanbul’a geri dönmesi emredilse de Mustafa Kemal İstanbul’a geri dönmeyerek yüce Türk milletini bu vahim durumdan kurtarmak için halkın da desteğini alarak Erzurum’a geçmeye karar vermiştir.

Erzurum kongresi bölgesel bir kongre olsa da alınan kararlar aslında kurtuluş mücadelesinin yolunu çizmekteydi. Mustafa Kemal Erzurum’da toplamış olduğu kongrede katılan delegeler ile çok önemli kararlar almıştır.

  • Manda ve himaye reddedilerek ilk kez ulusal bağımsızlığın koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.
  • Millî sınırlardan bahsedilmiştir. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı anda Türk vatanı olan topraklarının parçalanamayacağı açıklanmıştır.
  • İlk defa geçici bir hükûmetin kurulacağından bahsedilmiştir.
  • Mustafa Kemal’in başkanlığını yaptığı dokuz kişilik bir Temsil Heyeti oluşturulmuştur. Bu Temsil Heyeti bir hükûmet gibi görev yapacaktır. (Temsil Heyeti’nin görevi TBMM’nin açılmasına kadar devam edecektir.)

Mustafa Kemal Erzurum’da çok sevdiği askerlik görevinden de istifa etmek zorunda kalmıştır.

Milli Mücadele’nin Olgunlaşması

Mustafa Kemal, Anadolu’nun önemli şehirlerinde mitingler ve kongreler yaparak halkı uyandırmaya çalışıyordu. Büyük ölçüde bunu başaran Mustafa Kemal, artık ulusal bir kongre yapmak için Sivas’a doğru hareket etmiştir.

İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal’in Sivas’a gittiğini öğrenmiştir. Ve durdurmak için harekete geçmiştir. İstanbul Hükümeti Elazığ Valisi Ali Galip’e yazı göndererek Sivas kongresinin yapılmasının engellenmesini ve Mustafa Kemal’in yakalanmasını emretmiştir.

Sivas kongresinde aksilikler yaşanmış olsa da toplanması engellenememiştir. Ülkenin dört bir yanından katılan delegeler ile büyük bir kongre düzenlenmiştir. Milli mücadelenin yol haritası burada tamamlanmıştır.

Sivas Kongresinde alınan kararlar:

  • Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz.
  • Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekûn kendisini savunması kararlaştırılmıştır.
  • Kuvay-i Milliye tek kuvvet olarak tanınmıştır.
  • Manda ve himaye kesin olarak reddedilmiştir.
  • Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan’ın derhal toplanması mecburidir.
  • Aynı gaye ile milli vicdandan doğan cemiyetler, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir.

Sivas kongresi ile Anadolu’daki hakimiyetini kaybeden İstanbul Hükümeti, temsil heyeti ile görüşmek istemiştir. Bunun üzerine Amasya’da iki saf bir araya gelmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, Rauf Orbay ve Bekir Sami Beylerle birlikte 18 Ekim 1919’da Amasya’ya gelerek Salih Paşa ile 20 Ekim’de görüşmelere başladılar ve Sivas Kongresi’nce kabul edilen esaslar üzerinde görüşmeler başladı. Sivas Kongresi’nde kabul edilen esaslar üzerinde görüşmeler 22 Ekim’e kadar sürdü ve taraflar şu esaslar üzerinde anlaştılar:

  1. Türk illerinin düşmana şu veya bu suretle terk olunmaması, hiçbir himaye ve manda kabul edilmemesi, Türk vatanının bütünlüğünün ve bağımsızlığının korunması
  2. Müslüman olmayan topluluklara Türk memleketlerinin siyasi egemenlik ve sosyal dengesini bozacak biçimde ayrıcalıklar verilmemesi
  3. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin hukuki bir kurul olmak üzere İstanbul Hükûmeti tarafından tanınması
  4. İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında barışın sağlanması için toplanacak konferansa Heyet-i Temsiliye tarafından uygun görülen kimselerin gönderilmesi kararlaştırılmıştır.
  5. Osmanlı Meclis-i Mebûsan’nın İstanbul’da toplanmasının güvenlik bakımından uygun olmadığı

Son madde, yani meclisin İstanbul dışında toplanacağı hükmü, anayasaya aykırı olacağı gerekçesiyle İstanbul Hükûmeti tarafından kabul edilmedi. Mustafa Kemal Paşa da ısrar etmedi.

Amasya’da varılan anlaşma ile İstanbul Hükûmeti Temsil Heyeti’ni resmen tanımış oluyordu.

Milli Mücadele’nin Silahlı Kısmı

Ülkenin dört bir yanı işgal altında idi. Mitingler ve kongreler ile kurtuluşun gerçekleşemeyeceği anlaşılmıştır. Topyekün saldırıya geçilmiştir. Kazım Karabekir komutasındaki kolordu doğu cephesinde, Batı cephesinde kuvay-i milliye, güney cephesinde ise yerel halk kendi imkanları ile düşmanla savaşmaktaydı.

Doğu Cephesinde Kazım Karabekir Paşa, Ermeni, Gürcü ve Sovyetler Birliği’ne ait birliklere karşı savaştı. Sonucunda ise Gümrü antlaşması ile mutlak bir zafer elde edilmiştir.

Güney Cephesinde ise halk kendi imkanları ile savaşmak zorundaydı. Çünkü o dönemde maalesef her tarafa yardım gönderilemiyordu. Fakat halk burada direniş göstererek Fransa gibi güçlü bir devleti burada barınamayacağını silaha başvurararak inandırmıştır. Sonucunda ise Fransa Anadolu topraklarından çekilmiştir.

Batı Cephesinde ise işler karışıktır. Yunan işgallerinin durdurulması gerekmekteydi. Bunun üzerine çetin savaşlar verilmiştir. Birinci ve ikinci İnönü savaşlarını kazanan Türk ordusu büyük moral kazanmıştır. Fakat Kütahya-Eskişehir savaşında yenilgiye uğrayarak Türk halkında moraller bozulmuştur. Savaş sonucunda meclisin Ankara’dan Kayseri’ye taşınmasını isteyen milletvekillerine karşı Mustafa Kemal bu öneriyi askerlerde ve halkta morallerin daha da bozulacağını söyleyerek reddetmiştir.

Türk ordusu toparlanıp Sakarya’da düşman karşısına çıkmış ve bir meydan muharebesinde Yunan ordusunu hezimete uğratmıştır.

Askeri alanda başarı sağlayan Türk ordusu gereğini yerine getirerek topu diplomatlara atmıştır. Burada da diplomatlarımız iyi işler çıkararak Kars ve Ankara antlaşması ile doğu ve güney cephelerinin kesin olarak kapandığı ve bu toprakların kurtarılması masada sağlanmıştır.

bu süre zarfında dinlenen milli kuvvet, artık düşmana son bir darbe vurarak düşmanı yurttan atmaya çalışacaktır.

Mustafa Kemal ve Büyük Taarruz| Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz İleri…

Mustafa Kemal Paşa’nın emri ile harekete geçen Türk ordusu büyük bir hız ile düşmanı püskürtüyordu. Tam 14 gün içerisinde İzmir Kocatepe’ye varan Türk ordusu, Yunan ordusunu Anadolu topraklarından çıkarmayı başarmıştır.

Anadolu’dan çıkartılan düşman ordusu ateşkes istemek zorunda kalmıştır. Bunun üzerine 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır.

Büyük gayretler sonucunda aziz vatanımız sonunda düşman işgallerinden kurtarılmıştır. sadece bunun tasdik edilmesi kalmıştır.

Diplomatik Zafer: Lozan Antlaşması

Lozan görüşmeleri 28 Ekim 1922’de başlasa da antlaşma 24 Temmuz 1923 yılında imzalanmıştır. Çünkü barış görüşmeleri çok çetin geçmiştir. Uzun görüşmeler sonrasında imzalanan antlaşma sayesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu kazanılmış ve Türk halkı yıllar boyu süren savaşları bitirerek hem sulhe hem de bağımsızlığına kavuşmuştur.

Bonus Bilgi: Lozan Antlaşması 100 yıllık değildir. 2023’de son bulmayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti var olduğu sürece veya yeniden bir savaşa girmediği sürece ilelebet devam edecektir.

Editör Görüşü

Osmanlı İmparatorluğu XIX. ve XX. Yüzyıllarda girdiği savaşlar sonucu iyice yıpranmış durumda idi. Gerek askeri anlamda gerekse ekonomik anlamda çökmüş durumda idi. Ülke yangın yeri iken bir de Dünya savaşına katılması Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu hazırlamıştır. Dönemin güçlü devletleri, yüzyıllar boyu kendilerine kök söktüren Osmanlı İmparatorluğu’ndan öç almak uğruna Sevr antlaşması gibi tarihte eşi benzeri görülmemiş bir antlaşmayı Osmanlı İmparatorluğu’na dayatmışlardır. Dönemin hem sadrazamı hem de padişahı İtilaf devletleri ne derse yaparak tam bir teslimiyetçi anlayışa sahiptiler. Fakat içlerinde öyle bir şahsiyet vardı ki tüm bu saçmalıklara karşı durarak Türk milletinin hem onurunu hem de bağımsızlığını ayaklar altına aldırmayarak bu güzel yurdu bizlere tekrardan kazandırmıştır.

Sosyal Medyadan Bize Ulaşmak İçin;